PROJE DESTEKLİ YAYINLAR
TÜBİTAK /SOBAG 1001 Projesi / Proje No. 112K172
Türkiye'de Dış Politika Krizlerinde Karar Verme ve Kriz Yönetimi Süreç Analizi

logotdp

ÜYE GİRİŞ

Sitemize Hoş Geldiniz

Yine Bekleriz, Dileriz Yararlı Olmuştur...

S5 Register

Yerelden Uluslararası Düzlemlere Suriye Krizinin Dönüşümü

  • Üyelik
Cumartesi, 25 Temmuz 2020 15:09

TÜRK-AMERİKAN İLİŞKİLERİNDE HAŞHAŞ EKİMİ KRİZİ (1968-1975) KRİZ YÖNETİMİ ACISINDAN BİR İNCELEME

Yazan
Öğeyi Oyla
(0 oy)

nuray kitapNURAY OKUMUŞ, TÜRK-AMERİKAN İLİŞKİLERİNDE HAŞHAŞ EKİMİ KRİZİ (1968-1975) Kriz Yönetimi Açısından Bir İnceleme,  ANKARA: ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ YAYINLARI, 2020

SUNUŞ

FUAT AKSU*

Cumhuriyet döneminde Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkilerin inişli çıkışlı olduğu görülür. Cumhuriyetin ilk yıllarında mesafeli bir ilişki söz konusudur çünkü Türkiye’deki kurucu liderler emperyalizme karşı yürüttükleri savaştan başarı ile bir ulus devlet oluştururken aynı zamanda dolaylı da olsa Amerika’nın uluslararası sisteme dayatmış olduğu Amerikan değerlerine karşı da bir mücadele içinde olmuşlardır. Bu karşıtlığın somut göstergesi ise Sevr Antlaşması ile Osmanlı Devleti’ne kabul ettirilmeye çalışılan ağır hükümler olmuştur.

 

1923 Lozan Barış Antlaşması ile Türkiye’nin yeni uluslararası sistemde bağımsız bir ulus devlet olarak ortaya çıkışı, barışçıl ve eşitlikçi bir dış politika izlemesi iki savaş arası dönemde Türkiye’ye özerk bir dış politika izleme olanağı tanırken Amerika ile ilişkilerin genel seyrinde de sorunlar eksik olmamıştır. Diplomatik ilişkilerin kurulması ve Amerikan Büyükelçiliği’nin Ankara’ya taşınması, Protestan kiliselerinin misyonerlik faaliyetleri, Amerikan okullarının müfredatları, Amerika’ya göçen Ermenilerin Türkiye ile uyuşmazlıklarında üstlenmiş olduğu rol, Amerikan yatırımcılarının imtiyaz elde etme girişimleri gibi pek çok konu ikili ilişkilerin seyrini şekillendirmiştir. Emperyalizmin somut göstergesi olarak kabul edilen her türlü kapitülasyon ve ayrıcalıkların kaldırılmasında kararlı olan Türkiye bu süreç içerisinde diplomatik-siyasi meydan okumaların hedefi olmuştur.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında uluslararası sistemde baskın aktör konumuna yükselen ABD ile Türkiye’nin ilişkileri askeri, ekonomik ve siyasi düzlemde bağımlılık ekseninde gelişmiştir. Türkiye’nin stratejik konumundan yararlanarak Sovyetler Birliği’nin çevrelenmesine çalışılması 1990’ların başına değin Türkiye’yi ABD’nin stratejilerinde öncelikli konumda tutmuştur. 1950’lerde ABD ile kurulan ilişkiler ve NATO üyeliği Türkiye’nin özerk dış politikadan alabildiğine uzaklaşmasına yol açmıştır. ABD’ye tanınan ayrıcalıklar dolayısıyla ekonomik, siyasal ve askeri alanda Türkiye Amerika’ya bağımlı hale getirilmiştir. Bu süreç içerisinde Türkiye dış politikasını ABD’nin izlediği siyasaya göre şekillendirmeye yönelse de gerek iç dinamikler gerekse uluslararası / bölgesel sistemsel değişiklikler Türkiye’yi ABD ile ilişkilerinde sorgulayıcı bir sürece de sokmuştur. Bu süreçte ulusalcı sol siyasette anti-Amerikancı bir tepki gelişmiştir. 1964 yılındaki Johnson Mektubu’nun ardından 1960’ların ikinci yarısı Türkiye’nin siyasal yaşantısında Amerika ile ilişkilerin sorgulandığı ve kamuoyunun iktidarları bu bakımdan tercihe zorladığı olaylara sahne olmuştur. 1965’ten itibaren hükümette yer alan Adalet Partisi ulusal çıkarlar ile ittifak çıkarlarını dengeleme mücadelesi içerisinde güçlüklerle karşılaşmıştır. Bu bağlamda ABD’ye ikili anlaşmalarla tanınmış olan ayrıcalıkların sınırlandırılması ve tek bir anlaşma çerçevesine oturtulması gerekmiştir. Bu süreçte ABD ile kurulan ilişkilerin yaratmış olduğu bağımlılık hükümetlerin inisiyatif alanını genişletebilmesini de görece sınırlandırmıştır. Yumuşamanın getirdiği esneklikten yararlanarak Sovyetler Birliği ile ekonomik ve siyasi ilişkiler arttırılmaya çalışılmıştır.

60’ların ikinci yarısı Demirel hükümetlerinin ABD ile ilişkilerinde açmaza sürüklendiği olaylara sahne olmuştur ki bunlardan biri de bu çalışmanın konusunu oluşturan Türkiye’deki haşhaş ekiminin topyekûn yasaklanması için Türkiye’ye yapılan baskılardır. Demirel bir yandan ABD’den gelen siyasi ve ekonomik baskılara direnmeye çalışırken diğer yandan kendi seçim bölgesinin de içinde bulunduğu bölgelerde haşhaş ekimi ile ilgilenen çiftçilerin çıkarlarını korumaya çalışmıştır. Müzakere süreçleri bu açından ilginç tartışma ve görüşmelere sahne olmuştur; bunların bir kısmını bu çalışmada görmüş olacaksınız.

Demirel hükümetlerinin haşhaş ekimi konusunda Amerika ile müzakerelerdeki direncinin ABD yönetimi tarafından hoş karşılanmadığı gizliliği kaldırılmış Amerikan diplomatik yazışmalarından izlenebilir. Nitekim Demirel’in de ifade etmiş olduğu gibi aslında iç siyasada Amerika’nın desteklediği siyasetçi kimliğine rağmen ABD, Demirel’in direncini aşamadığı durumlarda onu gözden çıkartmış ve doğrudan ve/ya dolaylı yöntemlerle hükümetten uzaklaşmasını desteklemiştir. Türkiye’de haşhaş ekiminin topyekûn yasaklanması kararının alınması da 1971 Muhtırası sonrasında Nihat Erim’in başbakanlığında oluşturulan teknokratlar hükümeti sırasında gerçekleşmiştir. ABD’nin beklentileriyle Türkiye’nin çıkarlarını uyumlulaştırabileceğini düşünen Erim hükümetinin almış olduğu kararın ne ABD’nin beklediği gibi Amerika’ya uyuşturucu trafiğini engellemesi mümkün olmuş ne de Türkiye’de haşhaş ekimi ile uğraşan çiftçilerin alternatif ürün ekimine yönelmeleri ve desteklenmeleri tam olarak sağlanabilmiştir. Üstelik yasak süresince Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu tıbbi (morfin vb) ilaçların sağlanmasında ithalata yönelmek gerekmiştir.

Nuray Okumuş’un danışmanlığımda hazırlamış olduğu lisansüstü tez çalışması Türkiye ile Amerika arasında 1968-1975 yılları arasında yoğun diplomatik-siyasi müzakerelere konu edilen haşhaş ekiminin yasaklanması ve yeniden üretimine başlanması sürecini ele almaktadır. Bu çalışma bu konuyu inceleyen çalışmalardan farklı olarak kriz yönetimi/analizi kavram ve yöntemlerine dayanarak süreci analiz etmektedir. Bu niteliği ile Türkçe literatür bakımından özgün bir çalışma özelliğine sahiptir. Bir büyük devletle yaşanan krizlerin nasıl yönetildiğinin anlaşılması bakımından da ilgi çekicidir. Türkiye’de dış politika karar birim, yapı ve sürecinin nasıl işlediğinin gözlemlenebilmesi bakımından haşhaş ekimi krizi uluslararası/bölgesel alt sistem özellikleri, Türkiye’deki siyasal karar birimi, yapısı ve gündemi de göz önünde bulundurularak analiz edilmiştir. Soğuk Savaş ardılı dönemde Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkilerde yeni yeni çatışma noktalarının varlığı dikkat çekicidir; 1992 TCG Muavenet Gemisi’nin vurulması, 2003 Süleymaniye Baskını “Çuval” Krizi, Irak ve Suriye’de PKK ve PYD/YPG’nin desteklenmesi, İran’a yaptırımlar kapsamında Türkiye’ye ekonomik, mali ve siyasi baskılar uygulanması, Rıza Zerrab-Halk Bankası konusu, Fetullahçı Terör Örgütü-FETÖ konusundaki görüş ve çıkar ayrılıkları iki ülke arasında krizlerin yönetimini/analizini gündemde tutmaktadır.

Çalışma kavramsal-kuramsal ve yöntemsel bakımdan Türk Dış Politikası Kriz İncelemeleri Grubu’nun çalışmalarından yararlanılarak hazırlanmıştır. Dolayısıyla TÜBİTAK destekli “Türkiye'de Dış Politika Krizlerinde Karar Verme ve Kriz Yönetimi Süreç Analizi” (Proje no.: 112K172) projesinin bulguları ve yöntemi bu çalışmada daha da derinleştirilmiştir. Nuray’ın sabır, merak ve özveriyle yürütmüş olduğu çalışmaların bir sonucu olarak hazırlamış olduğu lisansüstü tez Yıldız Teknik Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Anabilim Dalı’nda jüri üyelerinin de oybirliği ile başarılı kabul edilmiştir. Doğaldır ki konu bir yüksek lisans tezinin sınırlarını aşacak niteliktedir. Her araştırmada olduğu gibi bu araştırmada da –şimdilik- inceleme dışı tutulmuş noktalar, sorular bulunmaktadır. Özellikle Dışişleri Bakanlığı arşivinin tasnif ve araştırmacıların kullanımına açılması henüz gerçekleşmediği için Türkiye’de dış politika çalışanların kaynak sıkıntısı bu çalışmada da aşamadığımız engeli oluşturmaktadır. Dileğimiz, arşiv kaynaklarıyla da desteklenmesi gereken bu tür çalışmalara destek verecek kurumların ve araştırmacıların çoğalmasıdır. Nuray Okumuş’un yapmış olduğu bu çalışma büyük ölçüde onun özverili ve yoğun çabalarının ürünüdür ve çok daha kapsamlı araştırmalar yapabileceğinin de kanıtıdır. Tabii bu durum aynı zamanda kendisinden yeni araştırmalar yapması noktasında da haklı beklentiler içinde olmamızı doğuruyor.

Kendisini kutluyor, bilim dünyamızda yolunun açık olmasını diliyorum.

 

* Doç. Dr.; Yıldız Teknik Üniversitesi İİBF Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi.

Okunma 243 defa Son Düzenlenme Cumartesi, 25 Temmuz 2020 16:06

CoalaWeb Traffic

Today284
Yesterday576
This week3269
This month11054
Total1554782

Who Is Online

2
Online

21-09-18

TFPC Hızlı İletişim

S5 Box

ÜYE GİRİŞ

Sitemize Hoş Geldiniz

Yine Bekleriz, Dileriz Yararlı Olmuştur...

S5 Register